9 Mayıs 2021 Pazar

Avukat Uçar: Çıplak arama cinsel işkencedir, asla meşru ve haklı olamaz

Uşak Emniyet Müdürlüğü'nde yaşanmasının ardından yeniden gündem olan çıplak arama işkencesinin, yıllardır sürdürülen bir devlet politikası olduğunu vurgulayan Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Sezin Uçar, "Çıplak arama cinsel işkence biçimidir. Kişinin bedenine yönelik bu saldırı asla meşru ve haklı olamaz" dedi. İşkencenin ifşa edilmesinin, bu politikanın geriletilmesi bakımından önemli olduğunu vurguladı.

Uşak Emniyet Müdürlüğü'nde kadınlara uygulanan çıplak arama işkencesi Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından gündeme getirildi. Ardından çok sayıda kadın ve erkek gözaltında ve hapishane girişlerinde çıplak arama işkencesine maruz kaldığını açıkladı.

Kadınlar tacizci erkeklerin ardından bu kez, devleti ifşa etti. Hapishane ve gözaltında maruz kaldıkları çıplak aramayı anlatarak, bunun bir devlet politikası olduğunu haykırdı.

Çıplak arama, taciz ve tecavüz özellikle 90'lı yıllarda politik kadınlara uygulanan bir işkence yöntemi. Bununla politik kadınlar devrimci-sosyalist kimliklerinden, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinden alıkonulmak istendi. Ancak, başarılamadı. Bu işkence karşısında geri adım atmayan kadınlar, işkenceyi teşhir etti. Elbette kolay olmadı. Kadınlar yarattıkları mücadele tarihi içinde birbiriyle dayanışma gösterdi, örgütlü mücadelelerinden güç aldı, kadın özgürlük mücadelesini hep biraz daha ileri taşıdı, büyüttü.

ETHA'ya konuşan Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Sezin Uçar, çıplak aramanın ne olduğu, hukuki ve politik olarak buna karşı verilen mücadelenin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

'ÇIPLAK ARAMA CİNSEL İŞKENCE BİÇİMİDİR'
Çıplak arama işkencesinin "devletin erkek egemen politikasının özellikle kadınlar üzerindeki bir yansıması" olduğunu belirten Uçar, bunun bir cinsel işkence biçimi olduğunu söyledi. Uçar, "Cinsel işkence, hakları için sokaklara çıkan, erkek egemenliğine, ataerkiye karşı mücadele eden ve aslında bu sistemle derdi olan kadınlara dönük devletin sistematik bir uygulaması. Ağırlıklı olarak 90'lı yıllarda tecavüz işkencesi olarak karşımıza çıktı. Daha çok politik ve devrimci kadınlara yönelik işkence biçimiydi. Ama o dönem kadınlar, örgütlü şekilde yaşadıklarını paylaştı, kamuoyuna açıkladı, kitap yazdı, çeşitli konferanslarla kararlı bir mücadele yürüterek devlet politikasını boşa çıkardı, işkenceyi geriletti. Ama devletin erkek egemen karakteri bu işkenceyi başka biçimlerde yeniden uygulamaya devam etti. Bu arada asıl olarak kadınları hedef alan bu işkenceye erkekler de maruz kaldı" dedi.

'GEZİ İSYANINDA YER ALAN KADINLARA ÇIPLAK İŞKENCE...'
Çıplak işkencenin yakın dönemde en çok Gezi isyanı sürecinde yaşandığına dikkat çeken Uçar, "Direnişte yer aldığı için gözaltına alınan kadınların birçoğuna çıplak arama yapıldı. Bu kadınların bir kısmı yaşadıklarını paylaştı, bir kısmı maalesef paylaşamadı. Mücella Yapıcı'nın paylaşımları örnektir. Gezi isyanı aynı zamanda bir kadın isyanı ve ayaklanmasıydı. Çıplak arama kadınları utandırmanın, evlerine geri göndermenin bir parçası, politikası olarak yapıldı. Sokağa çıkan kadınlar bedenlerine dönek bu saldırı karşısında utansın, aynı eylemi, özgürleşme hareketini, sokaklarda olma durumunu bir kez daha yapmasın diye uygulandı" diye konuştu.

'KADINLARIN GÜCÜ, DEVLET KURUMLARINI AÇIKLAMA YAPMAYA ZORLADI'
"Farklı toplumsal kavşaklarda, farklı biçimlerde çıplak arama işkencesi yapıldı ama asla vazgeçilmedi" diyen Uçar, daha önce yaşayan ama paylaşma gücü bulamayan kadınların, bugün ortaya çıkan atmosferden güç alarak yaşadıklarını paylaştığını ifade etti. Bunun çok önemli olduğunu kaydeden Avukat Uçar, şunları söyledi: "Çünkü erkek egemenliğinin tüm toplumsal şekillenişi ile büyütülüp yetiştiriliyoruz. Politik kadınlar bakımından da, hayatını anlamlandırma mücadelesi veren, herhangi bir konuda itirazı olan ve devletle bu anlamda karşı karşıya gelen tüm kadınlar bakımından da bunu söyleyebiliriz. Bu kadın hareketi bakımından olumlu ve önemli. Bir devlet politikasını teşhir etmek ve mücadele etmek bakımından önemli bir argüman olarak görüyoruz. Kadınların gücü, bugün devletin pek çok kurumunu açıklama yapmak zorunda bıraktı."

'KİŞİNİN BEDENİNE DÖNÜK BU SALDIRI ASLA MEŞRU VE HAKLI OLAMAZ'
Uçar, iktidarın önce inkar ettiği daha sonra ise "Yasal mevzuatta var" diyerek kabul etmek zorunda kaldığı çıplak aramayı meşrulaştıran yasanın içeriğine ilişkin de şunları söyledi: "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'dan yasal dayanağını alıyor, özellikle hapishane girişlerinde yapılan aramalar.

Bu yasanın, hukuk sistemi bakımdan, Anayasa'ya ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeye aykırı olduğunu belirtmemiz lazım. Çıplak aramanın asli hedefinin 'yasak maddelerin hapishaneye girişinin engellenmesi' olarak değerlendiriyor. 'Beden çukuru' olarak tarif edilen bölgelerde 'arama işleminin bir hekim tarafından yapılması' söyleniyor. Ve çıplak arama ve 'beden çukuru' aramasının 'makul ve yoğun bir şüphe altında uygulanabileceği' belirtiliyor. Ama bu 'makul ve yoğun şüphe' infaz koruma memuru ve hapishane idarelerinin keyfi uygulamalarına bırakılıyor. Çıplak aramanın, 'hapishanenin güvenliği ya da diğer mahpusların yaşam hakları bakımından zorunluluk teşkil eden durumlarda' uygulanabileceği söyleniyor. Fakat bu şekilde uygulanmıyor. Tarif edilen sınırın çok aşıldığını görüyoruz. Kaldı ki, bir kişinin bedenine dönük böyle bir saldırının gerekçesi asla haklı ve meşru olamaz. Bu uygulamayla esasta kadınların örgütlü mücadelesi, kimliği hedefleniyor. Aynı zamanda toplumsal muhalefet de hedefleniyor. Ki yasada iddia edildiği gibi sadece hapishane girişlerinde değil, gözaltında ya da ev aramalarında dahi çıplak aramanın farklı biçimleri yapılıyor."

'HEKİM KONTROLÜNDE DAHİ KİŞİNİN BEDENİNE MÜDAHALE YAPILAMAZ'
Yasada beden çukurlarına yönelik aramanın sadece hekim kontrolünde yapılabileceğinin yer aldığını hatırlatan Uçar, "Bu da hukukun genel kriterlerine aykırı. En nihayetinde kişinin beden bütünlüğüne yönelik, onun rızası olmadan bir müdahale hekim kontrolünde dahi yapılamaz" dedi. Uçar, hapishanelerde rutine dönüştürülen ve temel bir işkence yöntemi olarak uygulamaya dair bilgiler de verdi: "Beden çukurlarına saklandığı iddia edilen nesnelerin -uyuşturucu madde ya da dijital madde olabiliyor bunlar- çıkarılması için oturup kalkma, ıkınmak gibi işkence biçimleri kullanılıyor. Bunun da aslında herhangi bir yasal dayanağı yok."

'SİSTEMATİK OLDUĞU İÇİN BU BİR DEVLET POLİTİKASIDIR'
Uçar, "Devlet, hiçbir biçimde cinsel işkence politikalarından vazgeçmedi" diyerek bunun sistematik olarak uygulanan bir devlet politikası olduğunun altını çizdi. Uçar, "Sadece yoğunluğu değişti, biçimi, niteliği değişti. '90'lı yıllarda tecavüz işkencesi yaygındı. Bugün de elbette var ama o dönem kadar yoğun değil. Ama cinsel tacizin, işkencenin, çıplak aramanın farklı biçimleri bugün karşımıza çıkıyor. Sistematik olduğu için bu bir politikadır" diye ekledi.

'KİŞİNİN BEDENİNİ ÇIPLAK BIRAKACAK HER ARAMA BİÇİMİ ÇIPLAK ARAMADIR'
Uçar, "çıplak arama işkencesi nedir, nasıl tanımlanır" sorusuna ise şöyle yanıt verdi: "Kişinin bedenindeki kıyafetlerinin çıkartılması biçiminde yapılan her arama çıplak aramadır. Bazen, kişinin beden çukurlarında yapılan aramanın çıplak arama olduğu yönünde yanlış bir algı oluyor. Ya da arama yapan kişinin illa elle dokunmasının çıplak arama olduğu belirtiliyor. İlla bir el temasının olmasına gerek yok. Kişinin üzerindeki kıyafetlerin çıkarılmak istenmesi bile çıplak aramadır."

Avukat Sezin Uçar, çıplak arama işkencesinin kanıtlanmasının da mümkün olmadığına işaret etti, "Bugüne kadar çıplak arama işkencesine maruz kalan birçok müvekkilimize ilişkin başvuru yaptık, ama maalesef, 'evet çıplak arama yaptık' denilmediği için sonuç alamadık. Çıplak arama işkencesi genelde kişinin yalnız kaldığı ortamlarda, kameraların görmediği yerlerde gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bunu ispat etmek için somut bir delil mümkün olmuyor. Kişinin direnmesi sonucu vücudunda darp izleri oluşabiliyor ancak bu da doğrudan delil olarak görülmüyor. Yani kişinin bedeninde gözle görülür bir iz, emare bırakmadığı için ispatı konusunda da sorunlar yaşanıyor. Eğer kişi kameraların olduğu yerde ise ancak belgelenebiliyor. Hem emniyet hem de hapishane girişlerinde aramanın ne şekilde yapıldığının denetlenebildiği bir mekanizma da yok" şeklinde konuştu.

Geçmişte olduğu gibi bugün de devletin bu politikasının boşa çıkarılabileceğinin altını çizen Avukat Uçar, "Bu uygulamayı makul ya da meşru görmemek, kendi bedenine, cinsel kimliğine yapılan bir saldırı olarak kavramak ve ifşa etmek çok önemli. Bugün ortaya çıkan pratikte kadınların artık yaşadıkları cinsel işkenceyi tüm toplumsal kabul ediliş ve baskıya rağmen kabul etmediklerini ortaya koyuyor. Bu coğrafyada gerçekten toplumsal kadınlık ve erkeklik rolleri çok güçlü. Bu nedenle de verilen mücadele çok önemli bir yerde duruyor" dedi.